21 Haziran 2010 Pazartesi

Can

Bu gece ne dinlediğim müzik ne de gecenin sessizliği ilham perimi kandıramıyor.
Egosantrik tarzda ve 'bunu bana nasıl söyler' diye düşünmekten kendimi alıkoyamıyorum.(Bugün bir dostum telefonu kızarak suratıma kapattı da) Hangi durumda hangimiz yanlış yaptık? Yanlış yaptık mı? Plak kafamda dönüp duruyor. Hayatıma yer edenleri kolay çıkarmam,çıkaramam ama... Her ne kadar Tuna Kiremitçi'nin Rumi'nin evrensel sözüne 'kim olursan ol,mesafeni koru' diyerek format atışı beni kızdırmışsa da... aynı yolda çuvallamamak için çabalıyorum.

İçim iç savaşın içindeyken bile bu kadar kırılmaya müsait olmamıştı.Yediğim içtiğim ayrı gitmezken, leb demeden leblebimi anlarken, aynı şeylere aynı anda kahkaha atabilirken, bir bakıştan ne demek istediğimiz anlarken, hop dedik ya?

Mağracılık yapmadım ama yeraltının karanlık halinin ve görünmez tehlikelerinin insanın en gerçek halini ortaya çıkardığını, açık havada en centilmen!veya en hanımefendi! görünenlerin can havliyle maskelerini çok kolay atabileceğini anlatmıştı bir arkadaşım. Ölüm tehlikesi ile burun buruna gelmek maskeleri indirtiyor.Eee peki bu durumun ne alakası olabilir benimkinle?(işte egosantrik iç ses!)

Benim görmezden geldiğim ve olanı yorumlamak için cımbızla seçerek aktardığım durum, olağanüstü hal sırasında silahlar patlarken ve biber gazının günün yarısında solunduğu bir hava akımında gerçekleşti.Sevgili dostumun her haline 'canın sağolsun da,ne olursa olsun' diyorum ve kafayı yastığa koymaya birkaç dakika kalmışken gecenin geri kalanında kendimle hesaplaşmaya devam ediyorum.

2 yorum:

  1. kim ki bu kadar sizi üzen? bazen kaba olduğumuzu kırdığımızı farketmiyoruz belki öyle bir durumdur deyip gerginliğe biraz su serpmek geldi içimden. durumun şahısların olayların ne olduğunu bilmesemde...

    YanıtlaSil