15 Kasım 2010 Pazartesi
Kod
Nöbetteyim. Çağrışımını yakaladığım şarkıları facebook sayfama eklemeyi seviyorum ve ekliyorum. Ancak işitsel hafızamın oyunuyla o an o saniye eklemezsem, bir şeyler kaçacak hissi yapışıyor üzerime ve evet, eklemezsem kaçıyor da... Onaylanmak, benzer zevkleri paylaşmak ve 'başparmak yukarı ile beğendi'nın ötesinde bir şey bu acelenin sebebi. Düşünce hızıyla düşündüklerimi ışık hızıyla unutuyorum, toplumun görceli aciz bir bireyi olarak , bu unutkanlığı sık yaşadığımı itiraf ediyorum. Bana tepeden bakacakların veya sevimli olduğumu düşünüp inceden alay edeceklerin tavırları da gözümde canlanıyor elbette ama bir durun , siz de bir not alın efendiler ya, itiraf etmeseniz de olur. Aslında yaşarken şu organizmanıza bir bakın, yaşamak için unutmaya kodlanmışsınız ve bunu durdurmak çok zor, mutluluğun unutulması ile mutsuzluk, mutsuzluğun unutulması ile mutluluk arasında hoplayan dimağımız bize bu oyunu sürekli oynuyor, arasından yakalayıp izini sürebildiklerimiz ise çok kıymetli ama anlayana, hooop kime diyorum? İşte Müslüm Baba dan bir Bjork yorumu; kuşlar dalları sever, kanatlarsa uçmayı...
12 Kasım 2010 Cuma
Kara
Elmalı tarçınlı çayımı koydum. Gece 00:59. Katmandu'dan aldığım Trikaal 3 adlı albümü dinlerken, bugün 'evet bunları da yazayım' larımı hatırlamaya çalışıyorum.
Neydi,neydi,neydi? İki gündür havaların güzelliğinden mi ne, bana romantik görünen İzmit'in Yarımca sahilde , sadece kaçamak yapan sevgililerin olduğu saatte koşuya çıkabiliyorum. Utanmasam, kuytuda sevgili statuslu çoluk çocuğa 'ya siz bana bakmayın, devam edin, yokmuşum varsayın' diyesim geliyor. Her nasıl ve ne şekilde olursa olsun başkasına yönelik dikkat , içinde sevgi ve şevkat de barındırıyorsa , kutsanmış bir andır bence ve bu anın tadını hiç bir şeyin bozmaması gerekir.
Bu tat, hayatın ileri yaş merdiveninde 'keşke'lere yer vermemek adına doyasıya anlaşılmalıdır. 'Keşke'ler hanesinin ağır bastığı bir günce mi, 'acıdı, ezdi geçti ama yine de canımız sağolsun' lu bir hatıra defteri mi? Oyum hala ikincisinden yana. Öğütlere rağmen. Bazı anlar hiç unutulmaz, çakılıverir gözüne adamın. Silmeye çalış nafile. Ama bu anlar da olmasa, ben şahsen kendim:) ,kendi sığlığımda, karaya vurmuş olurdum.
Aşktan bahsetmek zor geliyor, ama Kurban dan Kurban bayramına itafen şu repliği şuraya tıklamadan yatmayayım; Yalan dostum aşk diye bir şey yok! Aşk dediğin ... gerisi sizin.
Neydi,neydi,neydi? İki gündür havaların güzelliğinden mi ne, bana romantik görünen İzmit'in Yarımca sahilde , sadece kaçamak yapan sevgililerin olduğu saatte koşuya çıkabiliyorum. Utanmasam, kuytuda sevgili statuslu çoluk çocuğa 'ya siz bana bakmayın, devam edin, yokmuşum varsayın' diyesim geliyor. Her nasıl ve ne şekilde olursa olsun başkasına yönelik dikkat , içinde sevgi ve şevkat de barındırıyorsa , kutsanmış bir andır bence ve bu anın tadını hiç bir şeyin bozmaması gerekir.
Bu tat, hayatın ileri yaş merdiveninde 'keşke'lere yer vermemek adına doyasıya anlaşılmalıdır. 'Keşke'ler hanesinin ağır bastığı bir günce mi, 'acıdı, ezdi geçti ama yine de canımız sağolsun' lu bir hatıra defteri mi? Oyum hala ikincisinden yana. Öğütlere rağmen. Bazı anlar hiç unutulmaz, çakılıverir gözüne adamın. Silmeye çalış nafile. Ama bu anlar da olmasa, ben şahsen kendim:) ,kendi sığlığımda, karaya vurmuş olurdum.
Aşktan bahsetmek zor geliyor, ama Kurban dan Kurban bayramına itafen şu repliği şuraya tıklamadan yatmayayım; Yalan dostum aşk diye bir şey yok! Aşk dediğin ... gerisi sizin.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)