Hayatımın son günü olduğunu düşünüyordum. Doğal afet yaklaşıyor, radyo, televizyon ve internette korunaklı binalara gitmemiz gerektiğine dair uyarılar devam ediyordu. Kendime bir çanta yaptım, içine ne koydum fazla hatırlamıyorum ama kesinlike 'en gerekenler' değildi. Apartmanıma bakıldığında , balkonun kapısı camdandı ,kocamandı ,ve kasırgaya karşı kesinlike dayanabilecek güçte görünmüyordu. Evde kalmamam gerektiğini düşünerek iş yerime yani laboratuvara doğru yola çıkmak üzereyken, telefon çaldı. Sesimdeki titrekliği farkeden arkadaşım AJ , beni sakinleştirerek , misafir olarak onlarda kalabileceğimi söyledi. Evlerini sordum, elektrik santralinin yanındaki kondolardan birinde olduğunu öğrendim. Kulağa balkon camından daha güvenli gelmese de kabul ettim, ama 'acaba ölürsem gam yer miyim' de aklımdan geçti.
İnsanın yarına çıkma olasılığı azaldığında, daha önce denemediği şeyler cazip gelebiliyor. Kötü anlamda değil ama daha önce 'hayır' dediği şeylere aynı katılıkta cevap vermesinin pek de bir anlamı olmuyor. Bir de ..... ölse bile 'aşkı ' tarafından yerinin bilinmesini istiyor. Öldüm ben artık, yokum , ama ..... (külliyen yalan da olsa içimden) olsun sen gene de hayatına devam et!!! Buralarda detaya girmediğim için anlaşılmak zor olabilir, ileride en iyi şekilde ifade ettiğimi düşündüğümde tekrar geri döneceğim bu iç sese!
O Floyd gecesinin (1999 kasırgası) sabahında hala hayatta olduğumu ve güzel bir sabaha AJ in beni ev arkadaşı SD ile nazikçe ağırladıkları kondonun koltuğunda uyanırken , daha taksiratımın bitmediğini, eğer 'aşk'ımın ben öldüğümde arkamdan pişmanlıkla karışık hisler beslemesini istiyorsam , bu duygularla bu dünyadan yolculanamayacağımı şimdi anlıyorum. Kaç şiddetinde doğal afet olursa olsun , bu 'karma' temizlenmeden bu diyardan göçülüp gidilemiyor!
'Kader , hayata geçmişe yönelik bakma yoludur ' demişti , Chapel Hill'deki eğitmenim CPS! CPS 'in üzerimdeki emeği büyüktür, kolay adam da değildir bu arada! İnsanın içini gören ışınsal delici bakışları ve boş konuşmaları tepetaklak edecek kara mizahı , usta-çırak ilişkisinde sadece deney yapmayı değil , hayata dair bir hazineyi yanınıza katabilecek öğretisi vardır. Vakti zamanında kanını satıp , ona verilen kan parasıyla gidip bira almış , tıp fakültesine puanı yeterken , biyokimya phD si yapmaya başlamış, gene vakti zamanında para kazanmak için inşaat işçiliğinde çalışmış , bunları da bana Charlie Chaplin edası bir komiklikle anlatan bir eğitmen. Bir gün gene laboratuvarda farelerin kuyruklarından DNA elde etmeyi öğrettiği sırada ; 'Kadınlar erkekleri değiştirdiklerini düşünürler ama erkekler asla değişmezler!' diyerek kafasını iki yana salladı. Ne kadarını anladığım bana kalsın.
Ama ben 'birini' değiştiremeyeceğimi anlayarak , kendi değişimimde gereken adımı attım. Bu 'karma' temizliğine kendimden başladım. 'Kasırga Floyd etrafı dümdüz etse de , iç saatimde gitme vakti gelirse gidilir, geride kalana da uzun ömür dilenir ' diyerek sayfaya noktayı koyuyorum.
9 Nisan 2010 Cuma
Çocuk
Yazmak güzel ama okunmak da güzel! Artık evden işe giderken adımladığım 9 dakikalık kısa yolda , kafamdan geçenleri yakalamaya çalışıyorum ve yakladıklarımı paylaşmakta sabırsızlanıyorum. Bugün sabah yürürken üniversite yıllarına gitti kafam. Bir akşam üstü evimden çıktığımda , iki kız çocuğu arasında geçen konuşmaya kulak kesilmiştim. 8-9 yaşında iki kız çocuğu sokakta seksek oynuyordu. Yanımızdan üzerinde 'YANDIK!' yazan bir gelin arabası geçti. Kızlardan biri 'aaaa gördünü mü bak birbirlerine yanmışlar' diye iç çekerek kıkırdadı. Çocuk saflığı ve şeffaflığı ..... bu olay aklıma geldiğinde hala tebessüm ederim.
Çocuklar 'gerçeği' görür ama ironiyi (bakınız türkçesine ;alaysılık) kavrayamayabilir. Bu da biraz gerçeği görmenin bedelidir. Çocuk sevildiğini de bilir, nefret edildiğini de. Onu kandırdığınızı sandığınız da , kandırılan siz olursunuz aslında. Dokunulmaya da ihtiyaçları yoktur fazla , zamanla bizim dokunma alışkanlığımızın yansımasıdır onun sarılma isteği. Çocuğun çocuğu anlaması için konuşma da gerekmez. Bizim , yani erişkinlerin, çocukları anlaması için onların konuşmayı öğrenmesi gerekir.
Peki ya otistik tanısı alan çocuklar? Otizm 'içe dönüklük' sınıflaması yaparken çok dikkatli olmak gerekir, kimin kimi anlayamadığı soru işaretidir ve kimin kimi nasıl kabul edeceği ile biraz da ilişkilidir şartlar. Öne sürülen çeşitli organik sebepler var elbette , ağır metallerin vücütta tutulumu, plazmada serotonin seviyesi yüksekliği veya temporal lobun bir kısmında hasar vs ... Ama bildiğim kadarıyla sebep ve sonuç arasındaki ilişki hala net değil. Erişkinler olarak biz otizm sınıflaması yaparken , bizim de hiç bilmediğimiz , algı boyutumuzun eksik olduğu bir sınıflamamız var mı diye düşünürüm ara sıra. Fizikteki karenin küp , çemberin küre, üçgenin prizma ve ötesi olabileceği , ötesinin ötesi diye tanımlamaya devam edemeyeceğim şartları algılamada eksikliğim gibi .....
Çocuklar 'gerçeği' görür ama ironiyi (bakınız türkçesine ;alaysılık) kavrayamayabilir. Bu da biraz gerçeği görmenin bedelidir. Çocuk sevildiğini de bilir, nefret edildiğini de. Onu kandırdığınızı sandığınız da , kandırılan siz olursunuz aslında. Dokunulmaya da ihtiyaçları yoktur fazla , zamanla bizim dokunma alışkanlığımızın yansımasıdır onun sarılma isteği. Çocuğun çocuğu anlaması için konuşma da gerekmez. Bizim , yani erişkinlerin, çocukları anlaması için onların konuşmayı öğrenmesi gerekir.
Peki ya otistik tanısı alan çocuklar? Otizm 'içe dönüklük' sınıflaması yaparken çok dikkatli olmak gerekir, kimin kimi anlayamadığı soru işaretidir ve kimin kimi nasıl kabul edeceği ile biraz da ilişkilidir şartlar. Öne sürülen çeşitli organik sebepler var elbette , ağır metallerin vücütta tutulumu, plazmada serotonin seviyesi yüksekliği veya temporal lobun bir kısmında hasar vs ... Ama bildiğim kadarıyla sebep ve sonuç arasındaki ilişki hala net değil. Erişkinler olarak biz otizm sınıflaması yaparken , bizim de hiç bilmediğimiz , algı boyutumuzun eksik olduğu bir sınıflamamız var mı diye düşünürüm ara sıra. Fizikteki karenin küp , çemberin küre, üçgenin prizma ve ötesi olabileceği , ötesinin ötesi diye tanımlamaya devam edemeyeceğim şartları algılamada eksikliğim gibi .....
Arkadaşlarımdan biri daha kısa cümlelerle yazmamı istedi. Bir de tabi araya ingilizce kelime serpiştirmememi! Bu önerilere uymaya çalıştım.
Sevgili okuyucum; Eleştiri , yorum ve katkının gelmesini bekliyorum , bağlantıyı kesmeme dileğiyle geceye noktayı koyuyorum.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)