26 Mayıs 2011 Perşembe

Jonathan Franzen

Son ki üç dört... Teoman'dan 'kupa kızı'nı dinlemek bu akşam zorlaşıyor. Aklım akışkan ,parmaklarım kilitli. Böyle anlarda 'dormant' kalmak gerek diyor içim.

Biraz önce OW Show'a Jonathan Franzen çıktı.Dünyanın en fazla tanınan ve okunan yazarı olma yolunda. Kitaplarını henüz okumadım.Okuyacağım. Diyalogundan anladım ki frekansındaki paraziti temizlemeyi başarmış ve ekosunu hissettiği baskın sesi seçip aktarmaya başlamış. O ses daha önceden kurguladığı bir kadın kahramana aitmiş ve onu duyabilmek için karanlık , soğuk ve internetsiz bir odaya kaçıp , teknolojik üstünlükleri bir kenara bırakması gerekmiş hep.

Franzen 10 madde halinde yazmanın kuralları özetlemiş.Çok beğendim, çok da yakın buldum kendime.

Evet yazmanın da teknikleri vardır elbette, tıpkı fotoğraf çekmek veya resim yapmak gibi.(müzik eksik kalmış) Ama bazıları 1-0 önde doğar ve onlara kurallar işlemez, kendi kuralının altına imzasını basar. Onlara bilmek kolaylaştırılmıştır. Kolaylaştırılmak?! Uyaranlara uyanık , aktarıma hazır beklemek ve asla merkezde olmamak.

VE BEN ONLARI KISKANIYORUM:) Yani Jonathan Franzen seni kıskanıyorum.

Gözlerimi yummadan önce, linkteki parçayı beni duyabilme ihtimali olan O sese armağan ediyorum.

www.youtube.com/watch?v=0fwYV8rBwlQ&feature=related

18 Mayıs 2011 Çarşamba

Tablo

Ne günün anlam ve önemini, ne de yaşadıklarımı aktarmak istemiyorum şu saatte. Anlamlarını yitirdikleri için değil, sadece öyle işte. Olmasını istediklerimden bahsetmek, içinde yaşamak istediğim tabloyu şekillendirmek için tuşlara çarpıyorum, arada bir uyku sersemliğiyle duvarlara da...

Her gün hastaneye giderken yanımda taşıdığım ağır çantayı boşaltmak istiyorum mesela, ama her seferinde boşaltırken yine aynı şeyler doluveriyor içine.Bir de iştahıma çok düşkün olduğum için her an yanımda yemesem bile hastaneye getirip götürdüğüm yemek torbam,acil durumlar!!! için bergamutlu poşet çayım ve kahverengi kuru kayısım! Taşıyorum hepsini, 'bir ne olur ne olmaz' acayip psikolojisiyle

Neden 'şu an' ı ifade ederken hala geçmişi kullanmak zorundayım?! Şu an ise bahsederken bile geçiyor ve bir parçadan, kulaklıkla beynime kazınıyor, 'to find our only love'

Ve şu anda olması istediklerim; eşyaları beyin gücümle oynatmak, kim yalan söylemiş anlamak, Satürn'ün halkasına düşmeden oturmak, ellerimi halkaya koymak tıngırdatmak, en sevdiğim yemekleri yedikten sonra da 3 saat hala yiyormuş gibi hissetmek, sevdiğim müzik parçalarını herkesin sevmesi ve bu sebeple ortalıkta her yerde yüksek sesle de dinleme imkanı ... Bir de atlet olmasam da olur ama bir o ülkeye bir bu ülkeye giden başarılı bir dans hocası olsam, ne olur? Bilgilerinize arz olunur.