İstanbul'un kıymetini İstanbul'dan ayrılınca anlıyorum. Karşıya (Asya'dan Avrupa'ya- veya Avrupa'dan Asya'ya) vapurla geçerken genelde vapurun arkasında durarak dalgaları seyretmek, martıların evcilliği, özellikle gece çökmeye başladığında her iki yakada da gerdanlık gibi dizilen şehir ışıkları! Vapurdaki insanların yüzlerinde yorgunlukla karışık bir 'trans' hali, çoğumuz tarafından kanıksanan ve alışılan manzaranın güzelliği ile farketmeden aklını kısa süreli de olsa dalgaların akışına teslim etmek. Vapurun boğuk sireni çaldığında, kısa süreli de olsa yakalanan trans halinden çıkıp, hayat kavgasının tekrar içine karışmak. İnsanlara vapura binmeden hemen önce ve vapurdan inmeden hemen sonra, o andaki ruh hallerini saptayacak bir anket verilirse kesinlikle %90 ın vereceği cevaplarda daha toleranslı bir ruh halinde olacağına iddaya girerim. Tabi seyyar satıcının yolculardan birinin üzerindeki beyaz gömlekte , leke bırakmayan mürekkepli tükenmez kalemi denediği kurban yolcu hariç!
Her 10 dakikada bir cinnet sınırında bir kavgaya trafikte yada banka sırasında denk gelsem de İstanbul her halinle beni hortum gibi çekiyorsun içine. Palladium'un içinde dolaşırken , yanımdan geçen 15-20 yaş arası kokoş çıtırların hem acayip bulduğum jargonu hem de tek tip konuşma tarzı...(Galiba ben bayağı Hakkarili olmuşum bunları kayda geçiyorsam!)
1 hafta önce Beşiktaş'da öğleden hemen azıcık sonra deniz kenarında bir çay bahçesine oturdum ve etrafı seyretmeye başladım. Eski sevgilim ! görseydi(okuyorsan yorum yapma) gene senin gözün dışarıda diyecekti, ama vallahi alakası yok, 'bu kadar insan öğle vaktinde neden işinde gücünde değil' diye düşündüm etrafa bakarken ? O cuma öğleden sonrasında çay bahçesinde oturacak yer kalmamıştı neredeyse! Hadi ben kavşaktayım, beni geçelim , ama bu kadar genç ve orta yaş kesiminin orada o saatte olmasına şimdilik yorum yapmadan geçsem de ileride değinmezsem çatlarım.
Her kaldırım taşında!!! farklı bir kültür basışının izini taşıyabilen şehrim İstanbul;Bu kadar yüreği içinde barındırırken , senin kıymetini unutanların içine çaktırmadan öyle bir sızıyorsun ki senin ötene gidilemiyor kolay kolay...
Şehrim İstanbul; sen marjinal bir hayat kadını tecrübesine sahip , güzel bir genç kız kalbi taşıyan , entellektüel bir dansözsün. Ve sana yakınlaşanların senden şikayet etseler bile 'yedi tepeli koca memelerinden' kaçmaları imkansız. Yarim İstanbul; martıların , denizin , yankesicilerin ve gecelerinle her daim eşsizsin , benzersizsin!
1 Mayıs 2010 Cumartesi
Hayal
Hayal gücü ve kurgu! Akıldan ve yürekten geçeni yakalamak kolay, ortaya dökmek hadi bir nebze zor, ama olmayanı - masal yazmaya çalışıyorum da- kurgulamak çok çok zor. Kurgu, tahmin , yaşanmışsa nasıl yaşanmıştır ? sorularıyla yola koyulmak , kesinlikle beyin hücrelerine çok yüklü ATP harcatıyor. Bu kurgu işi , çocukken kolay yapılabiliyor belki. E tabi o zaman her şey yeni , beyin yeni , vücut yeni , dünya yeni , salla sallayabildiğin kadar , sosyal çevre ne der diye düşündürtecek atmosfer basıncı henüz üzerine çökmemiş. Belki rastgelmişsinizdir , çocukları hafif şizofren bulan erişkinler var , ama bence çocuklar beyinlerindeki nöronal aktivite ile yeni tanışmış olmanın getirdiği sınırsız kurgu özgürlüğünü yaşıyorlar. Sonra kafalarına ya da ruhlarına yedikleri balyozlarla , aile , çevre ve toplum kurallarına uymak zorunda kalıyorlar.Tabi bunu en hasarsız atlatanlar ve Doğan Cüceloğlu'nun da bahsettiği içindeki çocuğu koruyanlar , gelecekte daha öncü konuma oturabiliyor. Hayal ve kurgunun gücü , hayat problemlemini çözmeyi kolaylaştırıyor.
Madalyonun öbür yüzü;
Hiç bir şizofrenle tanışanınız oldu mu? Aslında yapılan son istatistiklere göre , yanlışsam düzeltin , her 10 kişiden birinde bu tanı var. Yani sokakta yürürken geçtiğiniz kişiler , bir , iki üç .... geçtiniz aa bu da mı?! Kimse kendine şizofrenliği kondurmasa da yürüyenin kendi (ben?) bile olabilir. Yalnız ilginç taraf , toplum yargıları ve gelenekleri bu konuya bakışı değiştirebilir.
Popüler Psikiyatri dergisinden bir psi-katür ; Almancı Türklerimizden birinin , Almanya'da cinlerden ve büyüden bahsettiği bir takım sıkıntıları oluyor. Alman psikiyatristlere gidiyor ve Alman psikiyatrisler adamımızı işitsel ve görsel halüsinasyonları açısından ağır psikiyatrik vaka olarak sınıflandırıp , ilaçları dayıyorlar, elektroşoku dayıyorlar. Hiç bir şey değişmiyor ve aksine adamımız daha da kötü oluyor. Psi-katür bu ya , Almancı o kadar canından beziyor ki bir de memlekette psikiyatriste gidiyor. Memleketimin psikiyatristi tarafından Almanların cin ve büyü gibi kavramları bilemediği , onun için bu belirtilerin ağır bir akıl hastalığı belirtisi olarak kabul edildiği , ama aslında bütün ilaçların kesilebileceği söyleniyor. ??? Gelmek istediğim yer şu; Neyi , nerede, kime , nasıl ifade ettiğiniz çok önemli ve hayal gücünüzün ipini sınırsız bıraktığınızda onun sizi ele geçirmesi an meselesi!
İkarusun güneşe doğru uçarkenki balmumundan kanatları! Yaratıcı deha ve delilik arasındaki ince çizgi ! Bu ince denge ve ince çizgi tüylerimi diken diken ediyor.
Her şeye rağmen, şu an yaşadığım çevrede ve memleketimin bugünkü karanlık durumunda , şikayette değil sorunu saptamaya ve çözmeye çalışan yönteme ihtiyacımız olduğunu savunuyorum. Bu vakur ve dengeli duruşu bir şekilde!!! sağlamaya çalışmamızı dilerken , iyi geceler diliyorum sayın okuyucum.
Madalyonun öbür yüzü;
Hiç bir şizofrenle tanışanınız oldu mu? Aslında yapılan son istatistiklere göre , yanlışsam düzeltin , her 10 kişiden birinde bu tanı var. Yani sokakta yürürken geçtiğiniz kişiler , bir , iki üç .... geçtiniz aa bu da mı?! Kimse kendine şizofrenliği kondurmasa da yürüyenin kendi (ben?) bile olabilir. Yalnız ilginç taraf , toplum yargıları ve gelenekleri bu konuya bakışı değiştirebilir.
Popüler Psikiyatri dergisinden bir psi-katür ; Almancı Türklerimizden birinin , Almanya'da cinlerden ve büyüden bahsettiği bir takım sıkıntıları oluyor. Alman psikiyatristlere gidiyor ve Alman psikiyatrisler adamımızı işitsel ve görsel halüsinasyonları açısından ağır psikiyatrik vaka olarak sınıflandırıp , ilaçları dayıyorlar, elektroşoku dayıyorlar. Hiç bir şey değişmiyor ve aksine adamımız daha da kötü oluyor. Psi-katür bu ya , Almancı o kadar canından beziyor ki bir de memlekette psikiyatriste gidiyor. Memleketimin psikiyatristi tarafından Almanların cin ve büyü gibi kavramları bilemediği , onun için bu belirtilerin ağır bir akıl hastalığı belirtisi olarak kabul edildiği , ama aslında bütün ilaçların kesilebileceği söyleniyor. ??? Gelmek istediğim yer şu; Neyi , nerede, kime , nasıl ifade ettiğiniz çok önemli ve hayal gücünüzün ipini sınırsız bıraktığınızda onun sizi ele geçirmesi an meselesi!
İkarusun güneşe doğru uçarkenki balmumundan kanatları! Yaratıcı deha ve delilik arasındaki ince çizgi ! Bu ince denge ve ince çizgi tüylerimi diken diken ediyor.
Her şeye rağmen, şu an yaşadığım çevrede ve memleketimin bugünkü karanlık durumunda , şikayette değil sorunu saptamaya ve çözmeye çalışan yönteme ihtiyacımız olduğunu savunuyorum. Bu vakur ve dengeli duruşu bir şekilde!!! sağlamaya çalışmamızı dilerken , iyi geceler diliyorum sayın okuyucum.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)