Dün Fazıl Say'ın veda yazısını okudum. İçerledim yaşadıklarına. Başarısının altında yatan keskinliğinin , ait olduğu toplum tarafından bu kadar hırpalanmasına kızdım. 'Miş gibi' yaşayanlara teklifsizçe geçirdiği laflara o kitle elbette alkış tutamaz ,ama tarzındaki kara mizahı belki biraz dank edebilirdi. Kendimizi biraz yargılamak, dogmatik düşünüşümüzü kırmak için bir geçit inşa edebilecekken ve inancın şekilbaz halini kovabilecekken, biz buna aracı olan sanatçıyı kovuyoruz. Elimize sağlık. Kınamızı ısmarlayalım.
Fazıl Say'ın başarısı tesadüf değil. Buna üniversite öğrencilik yıllarından şahidim. Fazıl Say içimizdeki putları kırıyor abiler ablalar. Konser atmosferinde kendini tanımlarken, dinleyicisinin de gerçekten nabzını tuttuğunu veda yazısında anlatmış. Dinleyici koltuğundan pianistin koltuğuna kadar haklı. Etrafla kurduğu bağ bu kadar güçlüyken, iç sesini dinleyip başarıyla ortaya dökebilen bir sanatçının çevresine dair eleştirileri, 'komformist' yaşayan insanları karşısına alır tabi. (Almış zaten 5N1K da da) Bir kına da onlara! Ekmek kavgası mı, vicdan hesaplaşması mı galip gelecek acaba?
Bir Zen anekdotu ile durumu tekrar düşünsek lütfen;
Öğrenci ustasına sorar:
''Ego nedir?''
Usta yüzünü buruşturarak öğrenciye dönüp, ''bu ne kadar aptalca bir soru, bunu ancak bir aptal sorabilir'' der.
Öğrenci allak bullak olur, öfkeden kıpkırmızı kesilmiştir.
Usta gülümser ve şöyle der:
''İşte ego budur''